30 Kasım 2025, 13:33 tarihinde eklendi

EDEBİYAT ÜÇLEMESİ “İKİNCİ YENİ ŞARKILAR” MURAT CEM ORHAN, CANER AKGÜN

EDEBİYAT ÜÇLEMESİ “İKİNCİ YENİ ŞARKILAR” MURAT CEM ORHAN, CANER AKGÜN

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün ve  2025 Yılında İtalya Cumhurbaşkanı tarafından İtalya Yıldızı Şovalyelik Yıldızına Layık Görülen Orkestra şefi ve besteci  Murat Cem Orhan ile 2020 senesinde yaptığımız söyleyişi tekrar yayınlamak istedik. 

''İkinci Yeni Şarkılar'' projesi ile yeniden 11 Aralık akşamı ENKA Sanat'a konuk oluyor.

 

“Edebiyat Üçlemesi”nin ortaya çıkış hikâyesi:

 

Amacımız şu olsun dedik: Türk bestecilerinin yeni eserler vermesine vesile olalım.

 

Caner Akgün-  Bu projenin de nasıl oluştuğunun çok ilginç bir anısı, hikâyesi var aslında. Gedik Radyo’da Con Fuoco adlı podcast programımıza sevgili dostum Murat Cem Orhan’ı davet ettim. Sohbetin konusu üzerine düşünürken, “İkinci Yeni Türk şairlerinin şiirlerine şarkılar yazılsa, söylense ne güzel olmaz mı?” dedim. Bunun üzerine edebiyat ve müzik üzerine çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Ben Türk şairlerinin hayatımda yerinin çok ayrı olduğunu söyledim. Murat Cem Orhan ile ortak paydalarımızdan biriymiş aynı zamanda İkinci Yeni şiir ve şairlerine olan ilgimiz. Bu şiirlerden besteler yapma fikri orada ortaya çıktı. Gedik Sanat olarak Murat Cem Orhan ile konuştuk. Bunu hayata geçirmek istedik. Amacımız da şu olsun dedik: “Türk bestecilerinin yeni eserler vermesine vesile olalım. Dünya prömiyerleri yapalım.”

Maalesef yaşadığımız zamanın içerisinde dünyadaki armoni yazımlarına oldukça uzak kalmaya başladık. Arada bir uçurum oluştuğunu hissediyoruz. Murat Cem Orhan gibi Onur Türkmen gibi, Orhan Veli Özbayrak gibi değerli bestecilerimiz var. Bir de bütün bu konseptlerin içerisinde en önem verdiğimiz konulardan biri de “sebep sonuç ilişkisi”. Murat Cem Orhan ile konuştuk, İkinci Yeni şarkıları yapalım. Ama bunu bir şeye bağlayalım. Zorlu PSM hep ilgimizi çekmişti. Orada bir kitle edinildi çünkü. Drama sahnesinde olmak üzere bir üçleme yapalım dedik. Gogol’un Paltosu üzerine Tarık Günersel’in librettosu ve Selman Ada’nın bestesiyle bir opera yapıldı. Rus Edebiyatını, opera performansına dönüştüren bir dünya prömiyerini yapalım istedik. 13 Nisan’da gerçekleşecek. Söylemiş olduğum yurt dışındaki akımları da takip etmek adına, Alman Besteci Christian Jost’un, Dichterliebe recomposed projesi ise Robert Schumann’ın müziği ve Heinrich Heine’nin dizeleriyle 17 Mart’ta yeni biçimiyle sunulacak.Yüzyıllar arasında bir köprü oluşturuluyor bu sayede. Müziğin içerisinde çağırımsal bir anlatım gücü var. Mitolojide Atlas sırtında dünyayı taşır. Atlas’ın taşıdığı yük daha da artıyor. Kırgınlıklar, üzüntüler savaşlar çok arttığı için. Zorlanmak güzel bir şey. Sınırlarınızı fark ediyorsunuz. Kendinizin neler yapabileceğini görüyorsunuz. Savaşmaya başlıyorsunuz kendinizle.


 

Murat Cem Orhan-  Projeden Caner de bahsetti. Bir araya geldik ve bir fikir oluştu. ‘İkinci Yeni şarkılar’ yapma fikri ortaya çıktı.. Benim en sevmediğim şey, muhtemelen o da opera geçmişim sebebiyle dramaturjisi olmayan bir sahne eseri. Yani konser sevmiyorum ben aslında. İstiyorum ki insanlar oturduklarında birbirinden kopuk, arka arkaya dizilmiş şarkılar değil de dramaturjisi olan, kurgusu bütünlüğü olan bir eser izlesinler. Bu noktada İkinci Yeni şarkılar projesi bağlamında zaten kendimizi uçurumdan aşağı atmış olduk. İkinci Yeni o kadar geniş ve derin bir kavram ki neresinden nerden başlayabiliriz düşündük. Bu çok önemli, tabi ki İkinci Yeni Akımı şairlerinin hepsini bu projeye almak imkansızdı hepsi çok değerli ama bunu yapmak demek çok ciddi bir zaman olurdu hem izleyici hem bizim açımızdan, biz de küçük bir kısmını ele aldık. İkinci Yeni diyorsak Tomris Uyar olmadan olmaz. Tomris Uyar olacaksa Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya da olmalı. Ama Tomris Uyar’ın da bestelenebilecek bir metni yok. Düz yazılardan oluşan bir külliyatı var. “Peki biz ne yapacağız?” diye soruyorum kendime. Şiirleri okuyorum, akımın teknik özelliklerini okuyorum. Zaten o kuşak şairleri şiirin içindeki müziği yok etmek için böyle bir dili bilerek seçtiler. Besteci gözüyle bakıldığında, Nazım Hikmet şiirlerini bestelenmesi daha kolay. Ama bunun benim için ayrı bir önemi var. Zorlanmak güzel bir şey. Sınırlarınızı fark ediyorsunuz. Kendinizin neler yapabileceğini görüyorsunuz. Savaşmaya başlıyorsunuz kendinizle.

 

 Evrim Özkaynak ve Mert Fırat’ın anlatım gücü o kadar yüksek ki…

 

 

Caner Akgün- Buradaki en büyük avantajımız şu oldu: Evrim Özkaynak ve Mert Fırat’ın anlatım gücü o kadar yüksek ki... Mert’in  tiyatro sanatçısı kimliği burada önem arz ediyor. Evrim’in de dramatik kabiliyeti çok yüksek.

 

Murat Cem Orhan- Evrim MSÜ Tiyatro/Oyunculuk bölümünü 4. sınıfta yarıda bırakarak İzmir’de müzikoloji bölümüne geçiyor. Bu da aslında benim ihtiyacım olana karşılık geliyor. Kelimenin alt metnini seslendiriyor. Herkes şarkı söyler, belirli melodik yapıda bir kurguyu seslendirir. Ama bu benim zaten kendi bestelerimde yapmak istediğim, duymak istediğim bir şey değil. Bir de üstüne üstlük İkinci Yeni hiç değil. Çünkü şiirler düz yazı gibi. İkinci Yeni’nin zaten şiirde yapmak istedikleri de buydu. Onun altındaki derinliği fark edebilecek, bunu anlayabilecek güçteki, yetideki insanlarla beraber çalışıyor olmanın bize büyük avantajı oldu. 

 

Caner Akgün- İkimiz de opera ile ilişkili olduğumuz için, bizi heyecanlandıran bir müziği anlatmak, bir metni anlatmak gibi derdimiz var. Mert’in ve Evrim’in de öyle. Büyük etki hissediyorum.

 

Murat Cem Orhan- Oturdum masaya Caner’e telefon açtım. Planımdan bahsettim. Tomris Uyar’ın hayatındaki gerçek dostlarını düşündük. Bunu aşk veya cinsel dürtü üzerine kurmayalım, o insanların sosyal iletişimleri sanatlarının, edebiyatlarının üzerine kuralım. Arada tabi duygusallık olacak ama bu ön planda olmasın’’ dedim Bu fikrime olumlu karşılık verdi. Üç bölüme ayırdık eseri. Tomris Hanım’ın Gündökümleri’ni ele aldık ve dedik ki “Tomris Hanım Gündökümleri’ni yazıyor olsun. O günlerini yaşasın. Sonra yaşadığı güne uygun Turgut Uyar bir şey söylesin. Kendi şiirlerinden, dizelerinden uygun olan şiirler seçildi. Tomris Uyar yazarken kendi sözlerini, Turgut Uyar da kendi şiirleriyle Tomris Uyar’a cevap versin. Sonra Tomris Uyar o şiire yine Gündökümleri ile karşılık versin. Bu tamamen kurgu. Sergilenecek olan performasın altındaki kurgusal yapı aslında.

 

- Sanırım tam da burada mevzuya Sevengül Sönmez dahil oluyor?

 

Murat Cem Orhan- Evet. Bahsettiğim şiirlerin ölçü kavramından bağımsız yazılması, Gündökümleri’nin şiirlerle nasıl bir kurguda bir araya getirilmesi noktasında, telefona sarıldım ve “Sevengül buluşmalıyız.” dedim. Sağ olsun yoğun programına rağmen beni kırmadı, kendisiyle buluşup fikir alışverişlerinde bulunmaya başladık. Kurgusal bağlamda da eseri üçe böldük. Tomris Uyar’ın Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya ile ayrı ayrı hikâyelerini ele aldık. Bunu biraz bilinçli yaptık. Üç şairin de Tomris Uyar ile farklı farklı hikâyeleri vardı. Yeşim Dizdaroğlu’na da projeden bahsettim ve sahneyi domine etmeden, kendi duygu dünyasını da katarak bir illüstürasyonlar yarattı. Brothers Trio da orkestra olarak dahil oldu. Besteleme kısmına gelince oldukça zor oldu. Nazım Hikmet’te bu kadar zorlanmamıştım. Bu şairler bilerek, isteyerek düz yazı çizgisinde şiirler yazmış. Amaçları, dertleri bu zaten... Derdi sana bu doneyi vermemekti. Bazı şiirlerde cümle nerede bitti, nerede başladı ne oldu? Dolayısıyla zorlandım, zorlanıyorum hâlâ inkar etmeyeceğim. Ama ortaya çıkan şey beni çok tatmin etmeye başladı. Bir besteci olarak, eğer ki şiir besteliyorsam, yani bir klarnet konçertosu bestelemiyorsam, tek önemli şey var: Şiir, dil, melodi bestelemeyi doğru bulmuyorum.  Bunu melodiye dökmek oldukça zor. Çünkü müziğin dili ve yapısıyla kelimenin yapısı uyuşmazsa orada bir bağlantı problemi oluyor. Ne bestelersem besteleyeyim bunu yapmamaya özen gösteriyorum. 18 Şubat akşamı oradan çıkan insanlar “Sayım şiiri”ni anladım ben diyorsa, tamam doğru bir şey yapmışım demektir. Bu noktada benim için önemli olan şey dil. En önemli şey metin, metni anlatabiliyorsak, yani 18 Şubat akşamı oradan çıkan insanlar “Sayım şiiri”ni anladım ben diyorsa, tamam doğru bir şey yapmışım demektir. Bunu bilmiyorum henüz çünkü siz yemeği yapıyorsunuz ama karşıdaki beğeniyor onu. Ya ben müthiş bir yemek yaptım değil, aşçılık o değil. Senin yaptığın yemeği ben beğeniyorsam iyi bir aşçısın aslında. Dolayısıyla şu anda iyi gidiyor, yazıyoruz. Çok güzel konsantre olduk!  Bitmek üzere bir tane şiirimiz kaldı.  Tomris Uyar Türkiye’deki çağdaş kadını, yöneten, üreten kadını, zihninde hayal kurabilen kadını temsil eden bir ikon.


Caner Akgün-  Bir parantez açmak isterim, bu konu çok hassas bir konu. Öncelikle biz sadece İkinci Yenicilerin küçük bir kısmını aldık. İnsanlar, ilişkiler, sosyal yaşama dokunma konusu. Altını özellikle çiziyoruz. Biz insanı anlatırken toplum olarak bir sıkıntı yaşıyoruz. Onun kendi kimliğine giriyoruz. Hayır, mevzu bu değil. Bu insanlar ikonik insanlar, yani belli bir şeyi temsil eden insanlar. Tomris Uyar Türkiye’deki çağdaş kadını, yöneten, üreten kadını, zihninde hayal kurabilen kadını temsil eden bir ikon. Bizim onu Tomris Uyar’dan öte, çağdaş bir Türk kadını olarak ele almamız gerekiyor. Turgut Uyar’ın, Cemal Süreya’nın, Edip Cansever’in hepsinin farklı bir dili var. Bu figürleri de farklı farklı ele almamız lazım. Öte yandan Tomris’in günceleriyle şiirlerin yazıldığı yıllar arasında da farklılıklar var. Farklı zamanlardan alınmış farklı hisler var burada. Burada önemli olan bu metinleri bu insanların yazmış olması. Toplum içinde yaşayan birey, hissettiği bir şeyi evrene yayıyor ve orada bir balon oluyor. Onu herkes alabilir. Kendi kimliklerinden sıyrılmış bireyler bu isimler. Bu insanlar topluma karşı yüzleri dönük insanlar. Kurgu yapılırken onların sosyal konularda verdiği mesajların da altını çizmek istedik. Bir şeyler anlatan, kendi toplumuna ait bir sıkıntıyı derdi anlatan insanlardı. Cemal Süreya'nın özellikle Tomris'le olan ilişkisinden sıyrılmak istiyorum. Altında vurgulamak istediğimiz yine başka bir şey var. Açıkçası bu kurgu yapılırken biz de toplumsal şeyleri dengelemeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz, her eser yazıldığında bunlar ilgi de çekecek, bu çok değerli isimleri olabildiğince korumak istedik ve yaşadığımız dönemden dolayı onların verdiği sosyal mesajların da altını çizmek istedik. Biz çok hassas bir kurumuz, Murat Cem de öyle. Onda da sanatçı hassasiyeti var.  Ben Cemal Süreya’yı okuduğum zaman özgürlük hissi duyuyorum. Cemal Süreya, halkının içselleştirdiği halleri de iyi anlatan bir figürdü. Aidiyet hisseden bir insandı. Her şeyi olağan gibi karşılayan, fakat sahip olduklarının da her an kaybolacağı hissini yaşayan biri gibiydi. Bir bakıma özgürlük hissidir bu. Ben Cemal Süreya’yı okuduğum zaman özgürlük hissi duyuyorum. 


Murat Cem Orhan- Tabi Cemal Süreya doğuyor annesini kaybediyor, babasını kaybediyor, sürgün ediliyor, o yüzden.

Caner Akgün- Evet, o yüzden bu hissi veriyor. Her şeyi kaybedebilirim hissi. 

Murat Cem Orhan- Bir nihilistliği var yani.

Caner Akgün- Diğer şairler daha kaygılı olabiliyor yer yer ama Cemal Süreya daha bir özgürleştiriyor insanı. O müthiş bir şey hepimizin ihtiyacı olan bir şey.  Önemli olan kurgu olsun bizim için. Konuşturabiliyor muyuz Tomris ile Turgut'u ya da Tomris ile Cemal'i. Konuşturabiliyoruz, peki nasıl konuşturabiliyoruz, ne önemli bizim için? 

 

 

- Metin ve şiirler nasıl belirlendi?

 

Murat Cem Orhan- Çok bilinen eserleri seçmedik. Özellikle masaya ilk oturduğumuzda “Çok popülerleri seçmeyelim olur mu?” diye konuştuk. Belki bir tek “Sayım” popülerdir bunların içerisinde. “Tamam çok popülerleri seçmeyelim ama ne seçelim?” dedik. “Önemli değil ne seçtiğiniz, bakmayalım ne seçtiğimize.” dedim. Önemli olan kurgu olsun bizim için. Konuşturabiliyor muyuz Tomris ile Turgut'u ya da Tomris ile Cemal'i. Konuşturabiliyoruz, peki nasıl konuşturabiliyoruz, ne önemli bizim için? Tomris'in toplumsal olaylara karşı yaklaşımı ne? Ya da Cemal Süreya ile arasında geçen konuşma ne? Cemal'e ne demiş. Bunlara önem verdik. Hatta Turgut'un çok önemli bir şiiri var “bir metin nasıl yazılmalı” onu üçe böldüm mesela. Paragraflarını farklı farklı yerlerde kullandım. Cemal Süreya’nın “yazmam bir daha aşk şiiri” var, bir nevi Tomris ile Cemal arasında tatlı bir kaprisleşme geçiyor. O da ona “yazmam bir daha aşk şiiri” diyor. Tomris o dönemdeki çatışmalardan ve kayıplardan bahsederken “kan var bütün kelimelerinin altında” diye cevap veriyor çünkü o dönemi hissetmeye çalışıyorlar. Tomris Uyar’ın ilk başta ‘’öykü kitabım basıldı Cağaloğlu’na gittim aldım dokundum ona’’ diyor. Dokunmatik bir bölümü var Tomris'in, bunu Sevengül Sönmez söyledi: Gündökümleri'nin iki kitabına da hâkim olduğu için ‘’Tomris’in bu günlüğünde somatik bir şey var.’’ dedi. Dokunuyor, dokundum, gördüm, tuttum hiç böyle bir şey yok kadının hayatında. Dolayısıyla buna Sayım çok güzel gidecektir çünkü çok somatik bir şey var. Entellekt dünyadan çıkmış ikisi de, öyle bir bağlantı var. Zaten 3 şiirimiz var Cemal Süreya'dan. Mesela kaynağından öptüm dedikten sonra Tomris: “Beni bıraktın, rahat edemedin. Sana göre bana sahip olunamazdı.'' diyor ve black out sonra Edip Cansever'e geçiyor.  Şu anda her şey çok güzel gidiyor. Çok keyifli oluyor provalar, duruluyor 15 dakika sonra yeni bir fikirle geliniyor o çok keyifli oluyor. Gündelik, şu an yaptığımız sohbete indirgemeye çalışıyoruz her şeyi. Bu insanlar öyle insanlar, bugünün çok entelektüel insanları gibi özgürlükçüler, samimiler, sadeler. Çok da fazla bulaşmamışlar siyasete. Nazım Hikmet gibi komünistim de demiyorlar açık. Siyaseti şiirin içine kattığında etkisini azalttığını düşünüyorum.

Caner Akgün- Onların düşündüğü özgür olmaları, özgür düşünebilmeleri.  Bir fikrim var bu genel olarak sanata karşı, sanatçı duruşu. Ben Devlet Opera ve Balesi’nde solist sanatçısıyım, baritonum. Bir sanatçı siyasi söylemi eserlerinin içerisine koyduğu zaman o eserde bir etki kaybı oluyor. Çünkü kendi kişisel düşüncesini içine koyduğu için başkası tarafından yabancı algılanabiliyor. Bu kavramı ben Pablo Neruda’da hissediyorum. Pablo Neruda ne zaman içinde sosyalizimle ilgili bir şey konuştuğunda hemen etkisinin düştüğünü hissediyorum. Ben bunu Nazım Hikmet’te de hissediyorum. Ne zaman kaygı giriyor anlatımın içine etki düşüyor ve şu anki sanatçıların profilinde, bütün dünyada böyle. Cemal Süreya bunu şiirlerine katmamakla çok iyi bir hareket yapmış. O yüzden benim kafamdaki algıda hepsi temiz. Yani şiirlerine hiç karıştırmamışlar. Nazım Hikmet belki mecbur kaldı, belki o döneme ait ama onun şiirine zarar veren en büyük hareketlerden biri de o söylemleri. Siyaseti şiirin içine kattığında etkisini azalttığını düşünüyorum. Benim naçizane fikrim bu tabi... Bilemiyorum edebiyat yorumcuları buna ne derler.

Murat Cem Orhan- Bestesinde yok ama konuşmasında var. 

Caner Akgün- Gibi... Öncelikle eşime sundum,hep böyle yaparım genellikle müzisyen olmayanlara sorarım, anladın mı ne dediğimi? İkinci sorum: Ne dediğim sana müzikle geçti mi? 


- Bestelerin vereceği duygu yoğunluğu nasıl olacak? Hangi duyguları barındırıyor melodiler şiirlerin anlatımında?

Murat Cem Orhan- Çok ince bir adam Cemal Süreya, çok naif, ince, kibar, dolayısıyla orkestrasyon da tüm müzik de ona yöneldi. “Kan var” hariç, çünkü o şiir gereği sert bir şiir, dolayısıyla müzik de orada çok sert. “Sayım”da ve “Yazmam Ben Aşk Şiiri”nde özellikle hem ben, hem orkestra, hem de müzik naif olacak. Bir yandan çok flörtöz, hele “Yazmam bir daha aşk şiiri” direkt flortöz, gerçekten iki kişinin birbirine çapkın çapkın bakması gibi... “Sayım” da çok duru ve çok sakin bir orkestrasyon var. 

 Sayım’ı iki yönlü okuyabiliriz diye düşünüyorum: Bir erkek gözüyle okursunuz bir de kadın gözüyle okursunuz. Eğer ki “Sayımı” erkek gözüyle yorumlarsanız vahşi ama kadın gözüyle okursanız çok naif bir şey. Ben de özellikle kadın gözünden bakmak istedim bu şiire. Yani öyle bir beste yaptım ki iki şekilde de çalınabiliyor. Cinsiyetsiz oldu. Erkek gözüyle çalındığında çok somatik oluyor çok indirgeniyor ama kadın gözüyle bakıldığında, hani kadının aşkı başkadır ya, daha duygusal oluyor. Sayım’ı ikinci bahsettiğim şekliyle çalacağım. Çünkü ikisini de yaptım, ikisini de sundum bu düşünceyle, eşime sundum,hep böyle yaparım genellikle müzisyen olmayanlara sorarım, anladın mı ne dediğimi? İkinci sorum: Ne dediğim sana müzikle geçti mi? “Geçti ama böyle naif, daha güzel dedi kadınlar.” Erkekler beğenmiyor naif olanı dolayısıyla müzikal bir dil olarak da özellikle yaylı sazların kullanma tarzımda orada çok yumuşak. Cemal Süreya’nın özelinde konuşuyorum tabi bunu. 

Turgut Uyar’ın ki çok günlük, biz nasıl konuşuyorsak öyle, müzik de öyle. Dolayısıyla, şiirinin sonunda ölümden bahsetmiş, Tomris için bir şiir yazılacaksa nasıl yazılmalı şu olmalı, bu olmalı ama muhakkak ölüm de olmalı demiş. O ölüm kısmı çok başka, tüm şiirden çok ayrı, dolayısıyla o ölümü ayırdım, onu bölümün sonuna koydum, Bir nevi ölümü tasarladığı bölüm olduğu için o bölümü Evrim söylüyor mesela. Benim kaygım var. Ben bestelerken kaygılı besteliyorum. Beğendirme kaygısı değil ama. Ulaşabilme kaygısı. Eğer ki ulaşabiliyorsam, zaten sizde bir yerde, bir etki olacaktır.  Tek bir derdimiz var “ulaşabiliyor olmak.” Eğer ulaşamazsak biz yok olacağız. 

- Klasik müzik dinleyicisinin ülkemizde yaygın bir kitlesi yok. Fazıl Say’ın bu konu ile ilgili bir sözü vardır. ”Türk insanı sözlü müziğe aşıktır. Klasik enstrümantal müziği dinleyen kitle çok az, bu bir gerçek. Bizim kültürümüz bu çünkü.” Bu sözden hareketle, edebî birer klasik olan bu figürleri ve şiirlerini disiplinlerarası bir çalışma ile klasik müzik zeminine taşımak, çok daha büyük bir kitleyi merak uyandırarak, bu gibi etkinliklere yönelmesini sağlayacağını düşünüyor musunuz? 18 Şubat tarihinde sizi ilk kez dinleyecek bir çoğunluk olacağını, bu gibi disiplinlerarası çalışmaların klasik müziği sevdirebilme katkısı olabilir mi?

Murat Cem Orhan- Ben misyoner bir adamım. Ne demek bu: Ben çok dinliyorum, seviyorum, bütün profesyonel yaşamam klasik müzik, yetmez. Bu bana yetmez. Size de sevdirebiliyorsam, kendi müziğimi veya benim müziğimden yola çıkarak Fazıl’ı, Fazıl’ın müziğinden yola çıkarak Brams’ı... Bu zinciri kurabiliyorsam eğer ben başarılı bir adam olabilirim. Yoksa çok egoist bir şekilde bir köşede müziğimi yaparım durumum. Bu olmaz. Benim kaygım var. Ben bestelerken kaygılı besteliyorum. Beğendirme kaygısı değil ama. Ulaşabilme kaygısı. Eğer ki ulaşabiliyorsam, zaten sizde bir yerde, bir etki olacaktır. Dijital ortamlardan müziğe ulaşmak günümüzde o kadar kolay ki, devam ettirmek bunu o kadar kolay ki... Yeter ki istek uyandırabileyim sizde. Klasik müzik dinleme isteği uyandırmak istiyorum insanlarda. İzmir’de 1200 kişi ilk defa izledi ‘Kuva-yi Milliye’nin İnsanları’ konserini. Bu önemli bir şey. İlk defasında da insanları yakalayamayabilirsiniz. Alkış bitmedi İzmir’de, bis bitmedi. Defalarca çaldık. Ankara’da iki konser yaptık mesela. Bir şehirde iki konser pek konser takviminde olan bir şey değil. İlgi uyandırma meselesi bu.  Umarım “Ölmeme Günü” de öyle olacaktır. Kars’a da gitmek istiyorum, Artvin’e de soluk alıp veren bir insanla karşı karşıyaysam, bana sanatımı yapmak için fırsat veriliyorsa ben varım bunun için. Tek bir derdimiz var “ulaşabiliyor olmak.” Eğer ulaşamazsak biz yok olacağız. Bencil olmaktan korkuyorum evet, müziğimin benimle beraber ölmesinden korkuyorum. Mozart’ın da Beethoven’ın da, Abrams’ın da kaygısı aynıydı. Mozart’ın kaygısı buydu. Babasına yazdığı mektuplarda geçer: “Babacığım, ulaşabilmem lazım, aktarabilmem lazım düşüncemi.” diyor.

Caner Akgün- Sanat insanın kendisini ifade etme biçimi. Sen kendini nasıl ifade etmek istiyorsan, öyle bir sanatçı profili çizersin. Bu senin yolun, o yüzden dişi bir şeydir sanat. Doğurganlığı var. Hiç bir zaman yok olmayacak. Dün ayağa kalktı, havalandı ama yine bir gün oturacak bir temele. Bu temel de yine sanat olacak, edebiyat olacak, duygu ve bilgi ile üretilen şeyler olacak.

- Murat Bey,“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün operasını yapmak istiyorsunuz. Yakın gelecekte bunun gerçekleşme ihtimali nedir? 


Murat Cem Orhan-  Ah evet. Operasını yapmak istiyorum. Ama açık açık söylüyorum çok zor yaa! Şu an niyetim var, üzerinde konuşuyoruz. Olağanüstü bir eser. O kadar riskli ki çünkü eserden bir şey atamazsınız, tamamını yapınca da inanılmaz uzun bir yapıt ortaya çıkacak. Çalışmalarımız sürüyor....

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *