22 Ekim 2020, 03:12 tarihinde eklendi

ANILARDA ORHAN VELİ

ANILARDA ORHAN VELİ
ANILARDA ORHAN VELİ
 
14 Kasım 1950 de kaybettiğmiz,  hala günümüzün unutulmaz en değerli şairlerinden biri olan Orhan Veli’yi anmadan geçemek istemedik.
Ölümünün birinci yılında onun için yazılan ve söylenenlerin birkaçını derleyip sizinle paylaşmak istedik.
Etrafında geniş bir dost kitlesi yaratmış olan genç yaşta kaybedilen
ORHAN Veli Kanık’ın hatırasını saygıyla anıyoruz.
 
Orhan Veli Ve Hatıralar
 
ONUNLA
* Bana soruyor:
‘’Balıkların yüreği var mıdır?
Sabahattin’in motorundayız. Çaparimizde sopa gibi kolyozlar.
‘’ Olmaz olur mu be?’’
‘’Yüreksiz yaşanır mı?’’
‘’Bizim bildiğimiz manada değildir onların kalbi.’’
Kolyozlar sandalın döşemelerini dövüyor. Ben onu alaya alıyorum, Balıkların al kanını gösterip:
‘’Bu kan nereden çıkar öyleyse?’’ diyorum.
‘’Sen lakırdıdan anlamazsın ki...’’ diyor.
Birkaç gün sonra Hachette Kitabevinde bir ansiklopedinin balıklar hakkında bir forması elime geçiyor. Daha ilk satırda balıkların kan deveranı sisteminin bizimki gibi olmadığını, yalnız şiryanların yahut veritlerin girip çıktığı iki hücreli bir kalbleri olduğunu öğreniyorum.
O boğaz akıntılarını, balıkların yüreğini, ağların boyasını, yellerin koyu balıkçı ağzıyla isimlerini neleri bilmiyor yahu.
Bir yerde okumuştum. Bir Fransız gazeteci birçok sevdiği arkadaşının ölümünden söz açarken bir türlü mazi sıygasını kullanamıyordu. Onun için bu sıygayı ben de kullanamıyorum. Gazetelerde romanları içinde çıkan, makaleleri döşenen, dergilerde şiirleri alt alta düzülen ne kadar sağlar var ki onlardan istediğimiz kadar ‘’dı, di’’, ‘’mış, miş’’ diye söz açabiliriz. Hepimiz günün birinde ‘’dı, di’’ diye konuşulurken ondan her zaman halin içinde konuşulacak. Dilimin usta, tatlı, çok az gelmiş şairlerindendir canım Orhan!
 * Perapalas’ın arka tarafındaki Haliç’e bakan kanapelerde oturuyoruz. Ne güzel bir bahar günü amanın. Çingene kızları geçiyor.
‘’ Çakır falına bakayım mı?’’
‘’İstemem.’’
‘’Senin mektepli?’’
Cebindeki on kuruşu aranıp duruyor. Bulamıyor. Bana:
‘’Tosla on kuruş’’diyor.
Çingene kızına:
‘’Ama sen bakmayacaksın fala, ben seninkine bakacağım’’
Bir fal bakıyor Çingene kızına. Kızın ağzı bir karış.
 
* Mustafa’nın meyhanesinde Kavaklıdere’nin başındayız.
‘’Sence en büyük şair kimdir Orhan?’’
‘’Fuzuli.’’
İkinci şişenin bardağındayız.
‘’Fuzuli’den sonra?’’
‘’Fuzuli mi? Kimmiş o?’’ diyor.
‘’Bırak o da avuç açmışlardan.’’
Ben yanımdaki, dilimin hiç avuç açmamış şairine bakıyorum.
‘’Dilimin en büyük şairi sensin’’ diyorum.
Diyorum amma hafifçe alay da etmiyor değilim. Çakıyor kerata.
‘’Hadi oradan it’’ diyor.
Ömründe küfür etmemiş, çelebi Orhan Veli’yi nihayet kızdırabildiğime memnunum.
Hayır kızmamıştır. Sakiden iyi şair olduğunu söylediğime kızmıştır.
Bardaklarımız boştur.
‘’ Açık beyaz şaraptan bir tane daha doldur Mustafa’’.
Sait Faik
 
 
ANILAR
Orhan, Melih Oktay üç ayaklı bir pergel gibiydiler. Bir araya geldiler mi, dünyanın en keyifli üçgeni kurulurdu. Mesela biri gramofon olurdu, birisi plak, birisi Yüksekkaldırım’da gramofoncu. Kur gramofonu, keyfine bak. Böyle müthiş bir gramofon görmedim. Bu üçgenin ortasına düşmek her zaman keyifli olmazdı. Kazara birisini maytaba aldılar mı biçarenin iflahını keserlerdi.
Birisine cevap yetiştirmeye çalışırken öteki bir tane kondur, derken adamcağız şaşkın ördeğe döner teslim olurdu.
Bir aralık Orhan Tahsin Banguoğlu’nun muhteşem apartmanının bodrum katında oturuyordu. Banguoğlu o eyyam şiirden hoşlanır, şairlere iltifat eylerdi.
Orhan’ın odası alemdi. Ortada bir divan ve döşeme duvar boyunca yan yana dizilmiş boş şişelerden bir zincir. Ben diyeyim beş yüz, siz deyin bin. Duvarda ressam arkadaşlarından bir sürü resim. Hepsi bu kadar, ama dost istediğin kadar.
Bu arada sık sık adı geçen Nurullah Ataç olurdu. Her sene ancak birkaç ay Ankara’da kalabilirdim. Birçok hikayelerin başına, bir kısmının sonuna yetişirdim.
Orhan- Ataç maçlarının çoğunu kaçırdım. Fakat bir tanesini Orhan’dan dinlemiştim, harikadır.
Nurullah Ataç mütemadiyen Orhan’a takılıyor, bir gün söyle diyor:
‘’ İlahi Orhan Veli! Senin şiirlerin için yazdığım makaleleri birçokları ciddiye almışlar. Bunları sırf alay etmek için yazdığımı kimse fark etmemiş. Sen ne dersin?
Orhan Veli, kıs kıs gülerek, bir Nasrettin Hoca edasiyle:
‘’İşin tuhafı şu ki ben de şiirlerimi tamamiyle şaka diye yazıp neşretmiştim. Bazıları ciddiye aldılar!’’
Rivayete nazaran o gün bugün Nurullah Ataç – Orhan Veli dostluğu iflah olmamış.
Ataç Orhan’a hiçbir zaman tutmayan bir sürü isimler arar dururdu. Bunlardan bir tanesi üzerinde çok ısrar etti amma, yine olmadı: ‘’Şakuli solucan!’’
Orhan Veli’de kendisini korumak için Nurullah Ataç yerine sadece ‘’Nuri Bey’’ diyordu.
Fakat bana kalıra, bu iki edebiyat kurdu birbirlerine candan bağlıydılar. Ondan öncesi malum cilvelerden ibaretti.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *