Pandemi Sürecinde Yayıncılık Sektörü

Pandemi Sürecinde Yayıncılık Sektörü
Türkiye Yayıncılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Kocatürk, salgın sırasında ve sonrasında yayıncılık sektörünün durumu hakkında açıklamalarda bulundu.
 
Medyascope TV canlı yayınına katılan Kocatürk önemli değerlendirmeler yaptı. Kocatürk’ün konuşmalarından önemli bölümler söyle;
 
"Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada pandemi ilan edildiğinde gördük ki öncelikle alışveriş merkezlerindeki kitapevleri kapandı. Bununla beraber yayıncıların yayınladıkları, bastıkları ama dağıtamadıkları kitaplar vardı. Önce bunun tespitini yaptık. Sonrasında yayınevlerinin pandemi süresi boyunca ekonomik olarak ne kadar bir zaman aralığında ayakta kalabileceğinin tespitini yaptık. 5 milyona yakın kitabın basılıp dağıtılamdığını tespit ettik. Nisan başında tüm yayıncıların satışının yüzde 63 oranında düştüğünü belirledik. Yayıncıların bu sürece dayanma süresi 3 ay kadar bir süreyle sınırlı olduğu çıkarımında bulunuldu. Pandemi sırasında cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen mücbir sebep arasına alınan sektörlere, yayıncılık sektörü alınmamıştı. Bununla ilgili yayın meslek birlikleri ile ortaklaşa hazırladığımız talepleri cumhurbaşkanına ilettik ve mücbir sebep kapsamına alınmasını sağladık. Bu da bize sigorta vergi borçlarımızı ötelememizi sağlamış oldu."
 
"Nisan ve mayıs aylarında yayıncı arkadaşlarımızın çoğunun kısa çalışma ödeneğinden de faydanmalarını sağladık. Ayrıca iyi bir şey oldu, pandemi sırasında nisan ayından itibaren kitaba ciddi bir talep geldiğini gördük. Online satış yapan platrformlardan hatırı sayılır ölçüde kitap satışı gerçekleşti. Başka sektörlere nazaran, yayıncılar biraz daha iyi bir ay geçirmiş oldular nisan ayında. Okurlar ile zaten hali hazırda kurulu olan güçlü bağ daha da perçinleşmiş oldu bu sayede."
 
Devlet ve yerel yönetimlerden herhangi bir destek gelip gelmediği sorusuna ise Kocatürk şu sözlerle yanıt verdi;
 
 “Yerel yönetimlere de bu dönemde kültürel işlerle ilgili kültür sanat politikalarını belirleyip, gezici ve halk kütüphaneleri için kitap almalarını önerdik. Bunlarla ilgili şu an hiç bir devlet kademesinden bir geri dönüş yapılmadı.”
 
"Şu ana kadar ciddi bir destek yok. Sadece Kültür Bakanlığı’nın yayıncılardan kitap alım meselesi ile ilgili yayıncılardan talepler alındı. Mayıs ayında kitapların alınmasını bekliyoruz. Yerel yönetimlere de bu dönemde kültürel işlerle ilgili kültür sanat politikalarını belirleyip, gezici ve halk kütüphaneleri için kitap almalarını önerdik. Bunlarla ilgili şu an hiç bir devlet kademesinden bir geri dönüş yapılmadı. Yayıncılık sektörü kendi okuru ile başbaşa kalmış vaziyette ve bu krizden de böyle çıkacağını düşünüyoruz ne yazık ki."
 
Türkiye’deki kültür politikalarının yapıcılığı konusuna da değinen Kocatürk;
 
"Kültür politikaları ile ilgili 2002’den itibaren AKP’nin iktidar oldugu dönemde kültür bakanları sektördeki temsilcilerle konuşarak özel sektörün talepleri ve kültür politikaları ile ilgili taleplerini dinliyorlardı. Bu dönemde de bu politikaların belirlenmesi yönünde sektör paydaşlarıyla, müzik tiyatro, yayıncılık paydaşlarınca yerel yönetimlerle bu politikalarla ilgili çalıştaylar yapıldı. Bu çalıştaylarda belirlenen politiklaların, sivil toplum kuruluşları ile birlikte ortaklaşa bir harekletle hayata geçmesi gerekiyor. Fakat şimdiye kadar ne yazık ki devletin kültür politikaları ile ilgili desteğini görmüyorum.
Kütüphanelere alınacak kitapların bütçesi 10 milyon lira. Maliye Bakanlığı’ndan Kültür Bakanlığı’na böyle bir bütçe verilmiyor. Bu paylara bakınca, bu politikalara nasıl bakıldığı da görülüyor aslında. Ne yerel yönetimlerden ne de devletten bu anlamda kültür sanat politikları bağlamında ciddi destekler göremediğimizi üzülerek belirtiyorum."
 
"Almanya’ya baktığımızda kültür bakanı diyor ki yazarların, yayıncıların, yaratıcıların üretime devam etmesi için 50 milyar euro hibe yapıyoruz. Almanya’da yaşayan bir arkadaşımın hesabına 20 bin euro para yatmış üretime ve hayatını idame ettirmesine devam etmesi için. İnsan hem imreniyor hem kıskanıyor bu durumu, ama burada bizler kendi yağımızla kavruluyoruz. Muhalefet partilerinin de toplantılarına katılıyoruz, herkes dinliyor bizleri, raporları sunuyoruz, taleplerimizi götürüyoruz fakat bu raporlar sanki değirmenciye değirmenin gürültüsü nasıl geliyorsa öyle geliyor siyasetçilere."
 
“Türkiye’de 2001 yılından itibaren yayıncıların, müzisyenlerin, oyuncuların, edebiyatçıların hakkını gasp ediyor devlet.”
 
"Türkiye’de 2001 yılından itibaren yayıncıların müzisyenlerin oyuncuların edebiyatçıların hakkını gasp ediyor devlet. Neden; çünkü gümrüklerde Türkiye’nin ithal ettiği matbaa makineleri, kayıt cihazları, cep telefonları, gibi cihazlardan Türkiye Devleti uluslararası anlaşmalardaki imzası gereği yüzde 3 oranında bir fon kesiyor. Bu fon devletin bir geliri değil. Bu fon gelecekte istesek de istemesek de bireysel olarak yapacağımız faaliyetlerde bir telif hakkına ihlal olabilme durumuna karşı bir tazminat bedelidir aslında. Bunun adı özel kopyalama bedelidir. İngilizce “copyright levy” olarak geçer. Bütün devletler bunları toplar ama ödünç paradır bu. Yaratıcı sektörlerin hakkıdır. Devlet bunları geri verir. Paydaşlar da bu parayı paylaşırlar. Bu para 500 Milyon TL’ye dayandı. Bu paranın dağıtılması için Kültür Bakanlığına, Maliye Bakanlığına yapılan bütün başvurular sonuçsuz kalıyor. Bunlar sanki devletin kendi parasıymış gibi konuşuluyor. Öyle değil. En son Kültür Bakanlığı’na paydaşlarla beraber başvuru yapıldı. ama hiçbir sonuç yok. Yazarlar çevirmenler müzisyenler bu zor süreçte ayakta kalmaya çalışırken hele böylesi bir pandemi sürecinde bu paranın dağıtılmamasının mantığını ben anlayamıyorum. Bu para devletin parası değil, yaratıcların parasıdır. Alın size kültür sanat politikası, devlet kendisinin olmayan, kültür sanat yaratıcılarının hakkı olan parayı vermiyor. 2001 krizinde konsolide bütçe çalışmaları kapsamında el konuldu ve 19 senedir geri verilmiyor."
 
"Bütün bunlar yapılmadığı gibi bir de yayıncılar ile devlet bir rekabete giriyor. Valilikler, belediyeler kitap basıyor. Gelin bunları yayınmcılarla yapın. Bu kültürel zenginliğe beraber katkı yapalım. Devletin özel sektörle rekabet etmemesi lazım. 13 kağıt fabrikası kapatıldı Türkiye’de özelleştirme furyası altında. Sadece ikisi üretim yapıyor, geri kalanların hepsinin arsaları satıldı, matbaa makineleri hurda fiyatına elden çıkarıldı."
 
"Bu sektör bu krizi aşacak. Kendi içinde dayanışma ile bu koşulların altından kalkacak. Keşke devletin ve yerel yönetimlerin desteğini görsek. Yayıncılar içeriklerini üretmeye, okurlarla olan bağının güçleneceğini, okurlarımızla yeni yollarla buluşmaların toplantılarını planlarını yapıyoruz. Çok damarlı ve kültürel bir gelenekten geliyoruz. Dayanışma sayesinde güzel günlerde buluşacağız."

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ