KirpiGibi Deneme "KOZA" H. Emrah Dimici Yazdı

KirpiGibi Deneme "KOZA" H. Emrah Dimici Yazdı
 Halit Emrah DİMİCİ
 
KOZA
 
Sesli düşünüldüklerinde isimleri akıl almaz hızda değişen düşünceler, harici vicdanların tutarsızlık kürsüsünde yargılanabilir; Şafağın griliğini zavallı bir sunilikle andıran bu doğal olmaya zorlanan döngü, tıpkı birbirini kovalayan günler gibi, her daim karşımıza çıkar. Akıldan ziyade gönüllere dağlanan hakir görülmeyle bilenir insan.
 
Ne tuhaftır ki, insan her şafak vaktinde uyanık olamaz. Ama bakmak yerine onu gönül gözüyle görmeyi başarırsa işte o vakit bir ilke imza atar.Yaşamın renk kazandığı andan kısa bir süre önceki şafak âleminde hemen hemen her şey siyah ve beyazın mükemmel uyumundan ibaret hâle gelir. Aydınlık ve karanlığın, diğer deyişle iki vaktin ortasında kurulan kurşuni tebessümüne sahip köprü kâinattaki sayısız mucizelerden yalnızca bir tanesidir.
 
Oysa iç dünyamızda gezinen o değişkenliğin ses(ler)i, yaşamın inişli çıkışlı tabiatı gereği, gözle görülemeyen fırtınaların tezahür etmesine neden olur insan aklındaki şafak vaktinde. Sesler ansızın soyut silüetlerinden sıyrılıp kılıçlarını bileyleyen, amaçlarına katıksız itaatle bağlı gri zırhlı savaşçılara dönüşür. Uğruna savaştıkları değer ise dudaklarınızın arasından dökülecek anlık cümlelerdir. Hemen öncesi ise aydınlık veya karanlıkta serbest kalacak ifadenin özgür şafak vaktidir. Düşüncelerin sahibi ise kenara çekilip iç seslerin savaş mücadelesini tek kişilik gösterim ayrıcalığıyla seyreder.
Ne var ki bu, her daim keyif verici bir süreç olmaz.
 
Dışarıda bir yerde, güneşin tepeden vurduğu vakitte bile insanın aklını saran ve ilk bakışta korkutucu bir izlenim bırakan gri temalı vakit sonsuza dek sürecekmiş gibi gelir. Daha ziyade dinlenmeye değer olduğunu düşündüğümüz tasamızı açtığımız dinleyicinin hakkımızda verdiği karar karşısında kararsızmış gibi görünmeye mecbur olma hissinden söz ediyorum. Onların nazarında deva dilencisinden farksız bir hâle gelir insan. Oysa iyi bir dinleyici olmak gerçekten zor iştir. Neden mi? Çünkü iyi bir dinleyici uygulayamadığı kararları asla süslü bir tavsiye buketi hâline dönüştürüp karşısındakine sunmaz. Karşılaşmadığı zorlukları üstesinden gelinmesi kolay sorunlarmış gibi küçük görmez.
 
Kararsızlığın suret üzerine yıldırım misali düştüğü anlarda yüz kaslarının istemsiz hareketleri sözde beden dili okuyucularına (nedendir bilinmez…) varlığın işgaline yönelik bir fırsat verir. Oysa karşı taraf içi dışa yansıtırken sözcüklerin beraberinde getirme ihtimalleri olan büyük felaketleri ve onların ruhsal yıkımlarını susturmaya çalışan mekanik soğukluktan yoksun akıntılı bir surete bürünür. Muhakkak ki, burada deneyimler ve onların öğretilerinin etkisi büyüktür. Göz açıp kapanıncaya dek nice fırtınalarca hırpalanan iç dünya, yaşanması kolay bir sığınak değildir her zaman.
 
Belki şu sessiz itiraf önemlidir; Kişi, yaşamdan yorulduğu kadar insandan da yorulur. Hatta itiraf edemese de, kendinden dahi yorulur. Dostane tavsiyelerin ardına gizlenmiş saf karanlık, yani varlığın işgali, söz konusu olduğunda ortada bir maskeli balo davetiyesi belirir. Çünkü söz konusu yaklaşım türlü suretlerin ardına sığınan sinsi bir niyettir. Ve gerçek suretinin açığa çıkacağı korkusuyla bu maskelere bağımlıdır. Kullandığı maskelerden biri de, karşısındaki varlığı en basit iletişimde dahi güçlü bir çıkar boşluğunun olduğuna içten içe sorgulatmaya çalışan o tuhaf bakışlı surettir. Yaşamın zorlu çorak arazilerinde gezinirken yalnızlık lütfunun sesini kısmasını ister.  Dert sahibi ise çelişkileriyle bunun kendine dair bir tür zillet olup olmadığını sorgular.
Ve bazı durumlarda, ne yazık ki, aklınıza gelen ilk ihtimal her zaman doğru olandır.
 
“İyilik yap denize at…” atasözü unutulur. “Sevgi her şeyin üstesinden gelir” in yerini aksi yöndeki klişe çıkarımlar devralır. Anılar hatırlanmak istenmeyen, sürekli kâbus gören sokaklara dönüşür. O sokağı eskisi kadar güzel göstermeyen köhne evlerin etrafında bir zamanlar yeşilmiş gibi görünen eğri büğrü ağaçların mükemmel bir hizada sıralandıkları görülür. Oysa o ağaç köklerinin düğümleri çözülemez bağlarla dolanmıştır birbirine. Artık o kökler gönül suyuyla beslenme doğalarını terk edip, bunun yerine tüketme bağımlılığının gözünü karartmasıyla büyüyen kaotik sarmallara dönüşmüşlerdir. Çünkü onları duymaya hevesli olduğumuz yanlış tavsiyelerin sağanak yağmuruna terk etmişizdir.
 
Gerçekten de tuhaf tavsiyeler var hayatta…
Akılcıl ve sağ duyulu davranmayı kumar oynamanın heyecanıyla yenilgiye uğratmak isteyen türden tavsiyeler. Elbette yaşamın kendisi koca bir risk unsuru. Ve hepimiz risklerin içselleştirdiğimiz sonuçlarıyla yaşamayı öğreniyoruz. “Pişman olmak -keşke- demekten iyidir.” Bu cümle mutlu sona ulaşamayan her insanı teselli etmiyor. Ne tuhaf…Halbuki  sokaklar bu tavsiyenin iki uç yakasında bulunanlarla dolu…Şansı yaver gidenler de orada, gitmeyenler de…
 
Binbir yalan suretin gezindiği o korkunç sessizlikten çıkmayı başarmak “İşte bu senin mucizen!” övgüsünü hak eder.  Belki de geriye kalan yegâne çıkış yolu sağduyunun sesine kulak verip o tınının insanı kucaklama sözü veren çağrısına kendimizi dışarı kapatarak kulak vermektir.
 
Yine de bu içe kapanış terk edilmişlikle karıştırılmamalı. İçsel bir keşiften söz ediyorum. Çünkü terk edilmişlik hissinin pençesinde ruhun taşıyıcısı olan kabuk âdeta kadide dönüşür.
İçi boş bir kendimi seviyorum dayatmasından söz etmiyorum. Satış odaklı satırlarda gezinen Her şey benim için var! sloganının bencil tekrarına da mümkünse hiç girmeyelim. Çünkü bu sözlerin doymak bilmeyen toprak için hiçbir anlamı yok.
 
Bahsettiğim kapanma, en dürüst anlamıyla bir koza. Küçük bir ev gibi görünen ve neresine sığacağımızı bilemediğimiz kozanın içerisinde sorular ve arayıştaki cevaplarla beslenir insan. Çünkü orada yalan yoktur!
İthamlardan ve inandırıcılıktan uzak nokta atışı yapan ağızlar kozanın anlamını bilmez. İçsel sakinliğin keşfine yönelmek, o ithamkâr dudaklar tarafından genellikle zayıfların kaçışı olarak nitelendirilir. Yabancı bir çift göze geçiştirme, hatta kaçma yaftasının katranına bulanmış gibi görünen bekleyiş süreci aslında başka bir kelimeyle gerçek vücuduna kavuşabilir. Yani muhakeme ile… Muhakeme sürecinin tohumları olan içselleştirme ve esneklik, kaçış olarak geçiştirilen basit tanımlamanın çok ötesinde bir kapıyı aralar insana.
 
Bu tıpkı şuna benziyor; bazen elimiz bir kitaba gider ve bunu neden yaptığımızı bilemeyiz. Ya da hayatınız boyunca dinlemediğiniz bir müzik türüne yönelmek gelir içimizden. Arayışımızda farklı yönlere savrulup dururuz. Önceliklerimiz değişir. Uyum sağlama sürecini içselleştirmeye çalışırız. İhtiyacımız olana ulaşmak için önsezilerin güvenli ellerine yönelmek maskeli balo yerine muhakeme konağının griliğine davet eder insanı. İnsanın uyanık kalmayı başardığı o gümüş şafağın güçlü bir sakinliği vardır. Orada kendimizle dertleşir ve bazı çözümler buluruz. Bir çıkarım diğeriyle tartışır ve sözler kesilmez. Bir an seviniriz. Sonra bir bakmışız en başa dönmüşüz. Sanki bu zamanı kazanımlardan yoksun bir hâlde boşa harcamışız gibi…
 
Peki bu bizi keşfimizde başarısız mı kılar? Hayır! Sadece kendimizle başbaşa kaldığımız o kozanın küçük bir yer olmadığını fark etmiş olur ve böylece derdimizin çaresini ilk önce içerisine sığamadığımız muhakemenin şafağında ararız.
 
 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ